Home Rules Contact
Dini ilimler, Eğitim ve Kişisel gelişim siteniz

Günün Ayeti:
Mü'minler ancak kardeştirler. Öyle ise kardeşlerinizin arasını bulup düzeltin ve Allah'tan korkup sakının. Umulurki esirgenirsiniz.
Hucurat Suresi, 10
Kayıt Mail Üye Listesi Ajanda Konuları Okundu İşaretle

Dini ilimler, Eğitim ve Kişisel gelişim siteniz » Kültür, Sanat, Biyografi, Bilim & Teknoloji, Hayata Dair » Kültür, Sanat, Biyografi, Bilim & Teknoloji » Tarihimizden Kesitler » “Biz Osmanlı terbiyesi aldık, düşene vurmayız!”

Tarihimizden Kesitler Genel Tarihimize mal olmuş kişiler ve olaylar...

 



Yeni Konu Gönder Yanıtla
 
LinkBack Konu Araçları Görünüm Modları
Eski 08-04-2008, 17:12   #1 (permalink)
Profesör
 
vuslat78 kullanıcısının avatarı
 
Giriş: Apr 2008
Konum: ...ANKARA...
Mesaj: 3,245
Tecrübe Puanı: 544
Rep Puanı: 54028
Rep Derecesi: vuslat78 has a reputation beyond reputevuslat78 has a reputation beyond reputevuslat78 has a reputation beyond reputevuslat78 has a reputation beyond reputevuslat78 has a reputation beyond reputevuslat78 has a reputation beyond reputevuslat78 has a reputation beyond reputevuslat78 has a reputation beyond reputevuslat78 has a reputation beyond reputevuslat78 has a reputation beyond reputevuslat78 has a reputation beyond repute
vuslat78 is offline  
Arrow “Biz Osmanlı terbiyesi aldık, düşene vurmayız!”




Müslüman Türk’ün kültüründe düşene vurmak yoktur. Kültürümüz yenileni ezmeye, kazanılan zafer sonucu büyüklenmeye izin vermez. Düşene vurulmaması ise hem sağlam bir ahlakî yapının sonucudur, hem de “insan” denen kıymetin kıymetini kavramayla ilgili bir keyfiyettir. “İnsanı yaşat ki devlet yaşasın” (Şeyh Edebali) anlayışı ile insan kalbini kırmayı Kâbe yıkmakla aynı sayan anlayışın kaynağı da budur.

Kültürümüzde, düşene vurmak yoktur!

Yenileni ezmek, paramparça etmek de yoktur!
Kültürümüz zafer karşısında büyüklenmeye de izin vermez...
Bu kültürün çocuğu olarak, Osmanlı padişahları, her zaferden sonra, işte bunun için şükür secdesine varmış, bir “ikram-ı İlâhi” olarak gördükleri zaferin şükrünü eda etmeye çalışmışlardır.
Düşene vurulmaması ise hem sağlam bir ahlakî yapının sonucudur, hem de “insan” denen kıymetin kıymetini kavramayla ilgili bir keyfiyettir.
Osmanlı’yı mağluplar karşısında müsamahakâr yapan, hatta hafif bir mahcubiyete düşüren sebep, insan denen varlığın muhtevasına vâkıf olmasıdır.
“İnsanı yaşat ki devlet yaşasın” (Şeyh Edebali) anlayışı ile insan kalbini kırmayı Kâbe yıkmakla aynı sayan anlayışın kaynağı da budur.
Bu yüzden Osmanlı ceddimiz elinde rakipsiz güçler bulunduğu dönemlerde bile insana zulmetmemiş, insanı aşağılamamış, tam tersine esir ve kölelere bile “insanca” muamele etmiştir.
Bunun yüzlerce örneğini zikretmek mümkündür. Bunlardan biri, tam bir ibret tablosudur.
Güçlünün zayıfı, zenginin fakiri, büyüğün küçüğü ezmeye çalıştığı günümüzde, Namık Kemal’e, “Bir zamanlar biz ne millet, hem ne milletmişiz/Gelmişiz dünyaya milliyet nedir öğretmişiz” dedirten mert duruşun bu örneğine hepimizin ihtiyacı var.

Güçlüyken köle, zayıfken zalim
1910 yılları...
Osmanlı Devleti her taraftan kırpılmış. Yabancılar, devlet içinde devlet olmuşlar.
En şımarıkları da Rusya... Rus Sefiri’nin iki dudağı arasından çıkan her kelime, Osmanlı yönetimini hop oturtup, hop kaldırır.
Osmanlı Hükümeti bıkkın, lâkin derdini kime yanmalı?
Gücünün zirvesinde olduğu yıllarda yaltaklanan Rus, en zayıf anında Osmanlı’yı yüreğinden vurmak için fırsat gözler, durur... Osmanlı devlet ricali de bu fırsatı Rus’a vermemek için aşırı temkinli davranır, bu uğurda devlet ricali bazen dokuz takla atar.
Babıâli’nin kapalı kapıları arkasında en çok duyulan cümle şudur:
“Aman aradığı bahaneyi Moskof’a vermeyelim!”
Eski Erzurum Valisi Tahsin Bey, o sıralar Beyoğlu Mutasarrıfı... Hayırlı bir işe teşebbüs edip Beyoğlu’ndan Büyükdere’ye telefon hattı çektirir...
Lâkin aksilik bu ya, telefon direklerinden birkaçı Rus Sefareti’nin önüne rastlamıştır…
Rus Sefiri hemen ültimatomu Babıâli’ye (hükümete) dayar:
“Ya bu direkler kaldırılır veya...”
Gerisi bir sürü tehdit, tazyik vesaire...
Babıâli yine çaresizdir. Kendi topraklarına diktiği birkaç telefon direğini korumak gücünden mahrum görüntüsünden kendisi bile ürker. Zira saldırmak için Rusya’nın bahane aradığını bilmekte, bu bahaneyi vermemek için tedbirli ve temkinli davranmaktadır...
Hatta zaman zaman bunu oldukça abartmaktadır.
Beyoğlu Mutasarrıfı Tahsin Bey, Babıâli’ye (hükümete) çağırılır:
“Vaziyet çok nazik, Tahsin Bey... Rus sefiri, sefaret önüne diktirdiğimiz telefon direklerinin kaldırılmasını istiyor.”
Tahsin Bey vakur ve ciddi, eski zaman paşalarını andıran bir azametle dim dik ayakta. Yüzü gölgeli... “Yüreklerine bayrak dikebilecekken, dikmemenin bedelidir bu!” diye düşündüğü o kadar belli ki, Sadrazam ürkerek susar.
Sadrazam susunca, Tahsin Bey tane tane konuşarak Sadrazam’a sorar:
“Merakımı mazur görün ama birkaç telefon direğini korumaktan âciz hallere düşmüş bir devlet, lüzum hâsıl oldukta kendini nasıl koruyacaktır?”
Fakat Sadrazam Paşa böyle bir suale cevap verecek durumda değildir, işi tatlıya bağlamaya çalışır:
“Canım, böyle basit bir meseleyi büyütüp Rusya ile bozuşmayalım. Sefirle görüş, direkleri kaldırtacağını söyle, mesele kapansın gitsin.”
Tahsin Bey’in bakışları donar, yüzü tastamam kararır:
“Benden cidden istenen bu mudur Sadrazam Hazretleri?”
“Beli, budur. Çok kolay değil mi?”
Tahsin Bey’in başı âdeta önüne düşer. Bunu kafa sallama olarak algılayan Sadrazam yarı zorla Tahsin Bey’in elini sıkıp görevine uğurlar.
Tahsin Bey ise bir enkaza dönmüştür. Bacaklarına ağır gelen bedenini âdeta sürükleyerek Sadaretten (Başbakanlıktan) çıkar. Kendisini tanıyıp selam verenleri görmeden Sarayburnu’na yürür.
“İnsanların neden kendilerini öldürdüklerini anlayabiliyorum” diye mırıldana mırıldana saatlerce denize bakar:
“Hey koca Osmanlı, bu hallerini de mi görecektim!”

Sadrazam’ı gelip rica etsin
Ertesi gün, Tahsin Bey, karamsar, üzgün, bezgin, yorgun bir durumda Rus Sefareti’nin kapısındadır...
Öyle utanır ki, titremektedir.
Küçülmüş, bitmiştir sanki... Ayakta zor durur.
Kapıdaki görevliye maksadını söyleyip sefarete girdiği sırada, Rus sefiri merdivenlerde belirmiştir. Bir an bakışırlar:
“Kim bu adam?“ diye sorar Sefir, “Niçin geldi?”
Sefaret görevlisi Tahsin Bey’i tanıştırır:
“Kendileri Beyoğlu Mutasarrıfı Tahsin Bey’dir, şu telefon direkleri mevzuunu ekselanslarıyla görüşmeye geldiler.”
Ekselânslarının burnu Kaf Dağı’nda...
Gözleri küçümseyici, duruşu alaycı...
Mutasarrıf’ı bakışlarıyla kırbaçlar gibidir.
Ama asıl kırbaç şakırtısını kelimelere gömer:
“Bir mutasarrıfla görüşmem. Söyle ona, Sadrazam’ı gelip rica etsin.”
Hızla kapıdan çıkıp gider.
Tahsin Bey, olduğu yerde dona kalmıştır. Yer yarılsa seve seve içine girecek kadar bıkkın, bir anda buharlaşmayı isteyecek kadar yorgundur.
Derin bir utançla kızaran yüzünü indirir, ateş saçan gözlerini kısar, tırnakları avucuna batıp kanatıncaya kadar yumruklarını sıkar.
Dudaklarına çıkan yüzlerce kelimeyi güçlükle yutkunup tek cümle fısıldar:
“Aman Allah’ım, bu günleri de mi görecektim!..”
Sendeleyerek sefaretten çıkar.

“Biz Osmanlı terbiyesi almışız, düşene vurmayız!”

Yıl 1918...
Rusya’da bir yıl önce gerçekleştirilen komünist ihtilâli yüzünden ülkelerini terk etmek zorunda kalan Beyaz Ruslardan bir grup İstanbul’a sığınmıştır...
Sefil, perişan, bir lokma ekmeğe muhtaçtırlar. Ancak hayırsever İstanbulluların yardımlarıyla hayatlarını devam ettirebilmektedirler.
Beyoğlu Mutasarrıfı Tahsin Bey yine sahnededir. Bu sefer Beyaz Rusların arasında dolaşmaktadır. Fransızca bilen bir Beyaz Rus bulup oğluna öğretmen tutacaktır.
Birini gözü ısırınca yaklaşır. Tanıdığında ise, irkilmekten kendini alamaz:
“Aman Allah’ım!”
Bu adam, vaktiyle kendisini küçümseyip sefaretten kovan Rus Sefiri’nden başkası değildir. Bir farkla ki, eski Sefir perişan haldedir. Üstündeki elbise çaput yumağına dönmüş, avurtları çökmüş, gözlerinin feri sönmüştür.
Tahsin Bey, adamı alıp evine götürür.
Yedirir, giydirir.
Bir güzel ağırlar.
Cebine de hatırı sayılır miktarda para koyduktan sonra, eskiye dair tek kelime söylemeden adamı uğurlar.
Yıllar sonra Tahsin Bey, hadiseyi bir yakınına anlattığında, yakını, şu soruyu sormaktan kendini alamaz:
“Azizim, vaktiyle sana yaptıklarını niçin yüzüne vurmadın?”
Tahsin Bey’in dudaklarında acı bir tebessüm yalpalar:
“Biz Osmanlı terbiyesi almışız, düşene vurmayız!”
Şimdikiler hem çelmeleyip düşürür, hem de vurabildikleri kadar vururlar ya, aldırmayın...
“Düşenin dostu olmaz” derler ya, ona da aldırmayın.
Biz düşene hep dost olduk, Allah da bu yüzden bize dost oldu!

“O dost ise, her şey dosttur.”
(Bediüzzaman).

moral dünyası
__________________

Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 08-04-2008, 17:21   #2 (permalink)
Rektör
 
menekşe kullanıcısının avatarı
 
Giriş: May 2008
Mesaj: 5,037
Tecrübe Puanı: 787
Rep Puanı: 78181
Rep Derecesi: menekşe has a reputation beyond reputemenekşe has a reputation beyond reputemenekşe has a reputation beyond reputemenekşe has a reputation beyond reputemenekşe has a reputation beyond reputemenekşe has a reputation beyond reputemenekşe has a reputation beyond reputemenekşe has a reputation beyond reputemenekşe has a reputation beyond reputemenekşe has a reputation beyond reputemenekşe has a reputation beyond repute
menekşe is offline  
Varsayılan


Osmanlı terbiyesi almışız, düşene vurmayız!”
Yıl 1918...
Rusya’da bir yıl önce gerçekleştirilen komünist ihtilâli yüzünden ülkelerini terk etmek zorunda kalan Beyaz Ruslardan bir grup İstanbul’a sığınmıştır...
Sefil, perişan, bir lokma ekmeğe muhtaçtırlar. Ancak hayırsever İstanbulluların yardımlarıyla hayatlarını devam ettirebilmektedirler.
Beyoğlu Mutasarrıfı Tahsin Bey yine sahnededir. Bu sefer Beyaz Rusların arasında dolaşmaktadır. Fransızca bilen bir Beyaz Rus bulup oğluna öğretmen tutacaktır.
Birini gözü ısırınca yaklaşır. Tanıdığında ise, irkilmekten kendini alamaz:
“Aman Allah’ım!”
Bu adam, vaktiyle kendisini küçümseyip sefaretten kovan Rus Sefiri’nden başkası değildir. Bir farkla ki, eski Sefir perişan haldedir. Üstündeki elbise çaput yumağına dönmüş, avurtları çökmüş, gözlerinin feri sönmüştür.
Tahsin Bey, adamı alıp evine götürür.
Yedirir, giydirir.
Bir güzel ağırlar.

işte biz osmalı torunlarının merhametli olması,misafir perver olması imanının gereyi çok merhametli olmasıdır rabbime şükürki müslümanız elhamdulilllah allah razı olsun vuslat güzel konuya değinmişsin
__________________
Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 08-04-2008, 17:34   #3 (permalink)
Profesör
 
vuslat78 kullanıcısının avatarı
 
Giriş: Apr 2008
Konum: ...ANKARA...
Mesaj: 3,245
Tecrübe Puanı: 544
Rep Puanı: 54028
Rep Derecesi: vuslat78 has a reputation beyond reputevuslat78 has a reputation beyond reputevuslat78 has a reputation beyond reputevuslat78 has a reputation beyond reputevuslat78 has a reputation beyond reputevuslat78 has a reputation beyond reputevuslat78 has a reputation beyond reputevuslat78 has a reputation beyond reputevuslat78 has a reputation beyond reputevuslat78 has a reputation beyond reputevuslat78 has a reputation beyond repute
vuslat78 is offline  
Varsayılan


Amin,ecmain...Peygamber efendimiz(sav)'in üstün ahlak ve faziletini örnek alan insandan da bunlar beklenir zaten
__________________

Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 08-04-2008, 17:36   #4 (permalink)
Rektör
 
menekşe kullanıcısının avatarı
 
Giriş: May 2008
Mesaj: 5,037
Tecrübe Puanı: 787
Rep Puanı: 78181
Rep Derecesi: menekşe has a reputation beyond reputemenekşe has a reputation beyond reputemenekşe has a reputation beyond reputemenekşe has a reputation beyond reputemenekşe has a reputation beyond reputemenekşe has a reputation beyond reputemenekşe has a reputation beyond reputemenekşe has a reputation beyond reputemenekşe has a reputation beyond reputemenekşe has a reputation beyond reputemenekşe has a reputation beyond repute
menekşe is offline  
Varsayılan


ne güzel demiş güllerin efendisi rabbimize şükür olsun
__________________
Alıntı Yaparak Cevapla
Yanıtla



Şu an bu konuyu görüntüleyen kullanıcı sayısı: 1 (0 üye ve 1 misafir)
 
Konu Araçları
Görünüm Modları

Gönderme Kuralları
Yeni konular açabilirsiniz --> izin yok
Yanıtlar gönderebilirsiniz --> izin yok
Eklentiler gönderebilirsiniz --> izin yok
Mesajlarınızı düzenleyebilirsiniz --> izin yok

vB koduAçık
SimgelerAçık
[IMG] kodu Açık
HTML kodu Kapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık


Saat 01:08.

Design byVBMode
Powered by vBulletin Version 3.6.0
Copyright ©2000 - 2008, Jelsoft Enterprises Ltd.
Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.1.0
TR Çeviri : Tunaltay






HAYATIN RENGİ


1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150 151 152 153 154 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 165 166 167 168 169 170 171 172 173 174 175 176 177 178 179 180 181 182 183 184 185 186 187 188 189 190 191 192 193 194 195 196 197 198 199 200 201 202 203 204 205 206 207 208 209 210 211 212 213 214 215 216 217 218 219 220 221 222 223 224 225 226 227 228 229 230 231 232 233 234 235 236 237 238 239 240 241 242 243 244 245 246 247 248 249 250 251 252 253 254 255 256 257 258 259 260 261 262 263 264 265 266 267 268 269 270 271 272 273 274 275 276 277 278 279 280 281 282 283 284 285 286 287 288 289 290 291 292 293 294 295 296 297 298 299 300 301 302 303 304 305 306 307 308 309 310 311 312 313 314 315 316 317 318 319 320 321 322 323 324 325 326 327 328 329 330 331 332 333 334 335 336 337 338 339 340 341 342 343 344 345 346 347 348 349 350 351 352 353 354 355 356 357 358 359 360 361 362 363 364 365 366 367 368 369 370 371 372 373 374 375 376 377 378 379 380 381 382