Home Rules Contact
Dini ilimler, Eğitim ve Kişisel gelişim siteniz

Günün Ayeti:
Mü'minler ancak kardeştirler. Öyle ise kardeşlerinizin arasını bulup düzeltin ve Allah'tan korkup sakının. Umulurki esirgenirsiniz.
Hucurat Suresi, 10
Kayıt Mail Üye Listesi Ajanda Konuları Okundu İşaretle

Dini ilimler, Eğitim ve Kişisel gelişim siteniz » Kültür, Sanat, Biyografi, Bilim & Teknoloji, Hayata Dair » Kültür, Sanat, Biyografi, Bilim & Teknoloji » Tarihimizden Kesitler » Cumhurbaşkanı Gül, “Ergenekoncu” Resneli Niyazi’nin konağına niye gider?

Tarihimizden Kesitler Genel Tarihimize mal olmuş kişiler ve olaylar...

 



Yeni Konu Gönder Yanıtla
 
LinkBack Konu Araçları Görünüm Modları
Eski 08-23-2008, 09:35   #1 (permalink)
DursuN ZamaN
 
Alessa kullanıcısının avatarı
 
Giriş: Aug 2008
Konum: Yaşamın Kıyısında
Mesaj: 210
Tecrübe Puanı: 100
Rep Puanı: 189
Rep Derecesi: Alessa has a spectacular aura aboutAlessa has a spectacular aura about
Alessa is offline  
Varsayılan Cumhurbaşkanı Gül, “Ergenekoncu” Resneli Niyazi’nin konağına niye gider?


Makedonya’ya giden Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Resne şehrine götürülmüş. Zaman’daki habere göre (1 Mayıs 2008) Cumhurbaşkanı Gül, burada, Osmanlı İmparatorluğu döneminde Resne Garnizon Komutanı olarak görev yapan ve İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin kurucuları arasında yer alan Resneli Niyazi Bey’in çalışma ofisi olarak kullandığı konağı ziyaret etmiş. Bence gitmemeliydi. Gitmemekle daha ciddi bir mesaj verebilirdi. Hadi gitti diyelim, en azından darbeciliği ve komitacılığı yeren, demokrasiyi öne çıkaran bir konuşma yapabilirdi.



Elbette Çankaya’nın güzergâhını ben belirlemeyeceğim ama o konak var ya o konak, Ümraniye’deki evden daha büyük bir “Ergenekoncu” karargâhı olarak çalışmıştı bundan 100 yıl önce.
Osmanlı tarihinde iki Arnavut isyancı meşhurdur. Birincisi 1730’da Lale Devri’ni bitiren Patrona Halil, ikincisi ise Resneli Niyazi’dir.
Resneli Niyazi, Resne Nahiyesi mevki kumandanıyken 3 Temmuz 1908’de yanına aldığı 160 kişilik çetesiyle birlikte, silah, mühimmat, bomba vs. yanında kışla kasasındaki 550 altın lirayı da alarak dağa çıkmıştır. Köyleri basarak, kasabalarda istediği gibi operasyonlar düzenleyerek, ahaliye yeni vergiler salarak adeta Makedonya havalisinde yeni bir devlet kurmuştur. “Hâtırat-ı Niyâzi” adıyla sağlığında (1911’de) bastırdığı “sansürlü” anılarında (bunu kendisi önsözde itiraf ediyor) para ve mallarına el koyduğu köylülerden ayrıca bir vergi alınmaması için berat bıraktığını dahi söyleyebiliyordu.
Yüzbaşı Niyazi Bey ile birlikte Kurmay Binbaşı Enver Bey de dağa çıkmış, böylece Abdülhamid’in üzerindeki baskı iyice artmıştır. Sırayla kasaba ve şehirleri işgal ediyorlar ve buralardaki devlet görevlilerini tutuklatarak halka teşhir ediyor, çektikleri telgraflarla Yıldız Sarayı’nı psikolojik bombardımana tabi tutuyorlardı.
Tabii Abdülhamid’in çok ümit bağladığı Şemsi Paşa’nın Mülazım Atıf [Kamçıl] tarafından öldürülmesi olayı bir dönüm noktası teşkil etmişti. Gönüllü başıbozuklardan oluşan avcı taburları İstanbul’a girmeden önce Abdülhamid hayatının en büyük manevralarından birisini daha yapmış ve Meşrutiyet’i ilan ettirmişti. Böylece iki resim çıkmıştı ortaya. İstanbul ve doğusunda Meşrutiyet’i ilan eden Abdülhamid tebrik ediliyordu, Rumeli’de ise İttihat ve Terakki Cemiyeti mensupları, yani çeteciler. Böylece daha 1908’de Sultan’ı tahttan indirmek isteyenler, Meşrutiyet’i ilan etmiş bir padişahı tahttan indirmeye cesaret edememişler ve böylece 31 Mart oyununa kadar onun ‘gözü’ne tahammül etmek zorunda kalmışlardı.
İşte hem Meşrutiyet hem de 31 Mart sırasında İstanbul’a gelen kuvvetlerin içerisinde Niyazi Bey en önde gidenler arasındaydı. Başındaki şapkanın üzerinde “Vatan Fedaisi” yazmaktaydı. (Bu unvanı kendisinin verdiğini söylememe gerek var mı?) Adı Enver’le birlikte “kahraman-ı hürriyet”e çıkmış, hatta o ışıltılı ve saf Meşrutiyet kutlamaları sırasında Sultan Abdülhamid’i aralarına alarak kartpostallar bile çıkarmışlardı. Bir de dağa çıktığında peşine takılan geyiği meşhur olmuştu. Meşrutiyet’in maskotu, hatta “rehber-i hürriyet” haline gelen ve Cenab-ı Hakk’ın gönderdiği söylenen bu geyiği görmek için Veliahd Reşad Efendi bile çoluk çocuk yollara düşmüştü.
Gel zaman git zaman köprülerin altından çok sular aktı. İttihat ve Terakki Cemiyeti partileşti, idareye bir baskınla el koydu. Fakat Niyazi unutulmuş, kerametlerinden çokça söz edilen geyiği de çoktan ölmüştü. Oysa beraber yola çıktığı arkadaşlarının kimisi partinin başına geçmiş, kimisi de idareyi eline almıştı. Niyazi unutulmuşlar arasına karışmıştı çoktan. Kim derdi ki, daha 3 yıl öncesinin yaşayan efsanesi gün gelecek, unutulacaktı.
1913 yılı Nisan ayının 29’unda, yani 95 yıl önce Arnavutluk’un Avlonya limanına 8 kişi geldi. Sivil giyimliydiler. İstanbul’a kalkacak vapuru bekliyorlardı. İçlerinden biri bilet almaya gitmişti. Tam bu sırada üç el silah patladığı duyuldu. İki kişi yere yuvarlandı. Birkaç el daha ateş edildiği görüldü. Herkes kaçışmıştı. Orada bulunanlar, kırçıllı bir paltonun içindeki sivil giyimli şahsı zar zor tanıdılar. Bu, Resneli Niyazi Bey idi.
Reval’de Rus Çarı ile İngiliz Kralı’nın Türkiye’yi paylaştıkları propagandasıyla kamuoyu oluşturarak, “Vatan elden gidiyor” diye yeri göğü inleterek başlattıkları isyan henüz 5 yılını doldurmamıştı ki, “vatan fedaileri” kendi doğdukları toprakları bile düşmana terk ederek İstanbul’a kaçmaya hazırlanıyorlardı. Halbuki Reval görüşmesi tutanakları yayınlandığında Osmanlı topraklarını paylaşmaya dair herhangi bir bahis bulunamamıştır!
Peki Resneli Niyazi’den geriye ne kaldı? Demek konağı duruyormuş. Mezarı Avlonya’daydı, bir ara uğraştılar, getirip Şişli’deki Abide-i Hürriyet mezarlığına defnedeceklerdi. Kimse ilgilenmedi. Neden acaba? Midhat Paşa’nın kemikleri Taif’ten, Enver Paşa’nınki Buhara’dan, Talat Paşa’nınki Almanya’dan geldi de Niyazi’nin kemikleri neden getirilmeye değer görülmedi dersiniz?
Evet ‘Niyazi Bey’den geriye ne kaldı?’ demiştik. Dilimizdeki iki deyim kaldı kala kala.
Birisi, “Niyazi” olmak. Ne alaka? dediğinizi duyar gibi oluyorum. Yani bir insan hürriyet kahramanı olur da kim vurduya giderse şehit mi, gazi mi olduğu belli olmazsa ona ne denir? Niyazi Bey’in vurulması hadisesi tam bunu anlatır.
İkinci deyim de “geyik muhabbeti”. Kolağası Niyazi’nin özgürlük rehberi olarak tavaf edilen geyiği üzerine o kadar boş konuşmalar yapılmıştır ki, bir süre sonra bu deyim çıkmış, hele son zamanlarda buna bir de ‘geyik yapmak’ gibi bir ucube eklenmiştir.
Az daha unutuyordum. Paris’te çıkan “Le Temps” gazetesini karıştıranlar 20 Ağustos 1908 tarihli nüshasında Selanik’te İttihat ve Terakki liderleri Manyasizade Refik ve Resneli Niyazi beylerle yapılan röportaja rastlarlar. Şöyle diyorlardı bu iki hürriyet kahramanı:
“Masonluk ve özellikle İtalyan Masonluğu bize manen destek oldu… Bizleri korudular, bizlere birer sığınak oldular. Çoğumuz Mason olduğumuzdan örgütlenmek için genelde localarda toplanırdık.” (Tamer Aykan, Atatürk ve Masonluk, s. 134)
Bir vatan kurtarıcısının hikâyesidir anlattığım. İbret alınır mı dersiniz?
Alıntı:
zaman>pazar>mustafa aemağan
__________________
Alıntı Yaparak Cevapla
Yanıtla



Şu an bu konuyu görüntüleyen kullanıcı sayısı: 1 (0 üye ve 1 misafir)
 
Konu Araçları
Görünüm Modları

Gönderme Kuralları
Yeni konular açabilirsiniz --> izin yok
Yanıtlar gönderebilirsiniz --> izin yok
Eklentiler gönderebilirsiniz --> izin yok
Mesajlarınızı düzenleyebilirsiniz --> izin yok

vB koduAçık
SimgelerAçık
[IMG] kodu Açık
HTML kodu Kapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık


Saat 01:13.

Design byVBMode
Powered by vBulletin Version 3.6.0
Copyright ©2000 - 2008, Jelsoft Enterprises Ltd.
Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.1.0
TR Çeviri : Tunaltay






HAYATIN RENGİ


1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150 151 152 153 154 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 165 166 167 168 169 170 171 172 173 174 175 176 177 178 179 180 181 182 183 184 185 186 187 188 189 190 191 192 193 194 195 196 197 198 199 200 201 202 203 204 205 206 207 208 209 210 211 212 213 214 215 216 217 218 219 220 221 222 223 224 225 226 227 228 229 230 231 232 233 234 235 236 237 238 239 240 241 242 243 244 245 246 247 248 249 250 251 252 253 254 255 256 257 258 259 260 261 262 263 264 265 266 267 268 269 270 271 272 273 274 275 276 277 278 279 280 281 282 283 284 285 286 287 288 289 290 291 292 293 294 295 296 297 298 299 300 301 302 303 304 305 306 307 308 309 310 311 312 313 314 315 316 317 318 319 320 321 322 323 324 325 326 327 328 329 330 331 332 333 334 335 336 337 338 339 340 341 342 343 344 345 346 347 348 349 350 351 352 353 354 355 356 357 358 359 360 361 362 363 364 365 366 367 368 369 370 371 372 373 374 375 376 377 378 379 380 381 382