![]() |
|
|||||||
| Kayıt | SSS | Üye Listesi | Ajanda | Konuları Okundu İşaretle | |||
| Karakalem | Dini İlimler | Yemek Tarifleri | Şarkı Sözleri | Free Lyrics | Ödev | Anne ve Bebek Rehberi | iPhone Fun |
|   | |
![]() |
|
|
LinkBack | Konu Araçları | Görünüm Modları |
|
|
#1 (permalink) |
|
Profesör
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Giriş: Apr 2008
Konum: ...ANKARA...
Mesaj: 2,770
Tecrübe Puanı: 256
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() |
![]() Çanakkale, her tarafı şehitlik olan mübarek topraklardır. Çanakkale’ye yaptığımız gezilere katılan bir kişinin söylediği şu sözler hiçbir zaman aklımdan çıkmamıştır: “Beyefendi oğlum! Çanakkale’nin mana ve muhtevasını hepimizden daha iyi bilen biri olarak, herhalde bizi, her tarafı şehitlik olan bu mübarek topraklarda abdestsiz gezdirmezsin.” İlk Çanakkale gezilerimizden biriydi. Beş otobüslük kafilemizin en yaşlısı olan 77’lik Remzi Dede, son mola yerimiz olan Bolayır’da bana geldi ve “Bendenizin mahrem bir ricası var” dedi. Bu Osmanlı beyefendisi acaba ne isteyecekti, çok merak ettim. Kalabalığın içinden sakince bir köşeye çıkıp, ona kulak verdim. Önce, etraftakiler tarafından sesinin duyulabileceği ihtimalini ortadan kaldırdı. Elini ağzına siper etti ve gayet kısık bir sesle dedi ki: “Vehbi Bey evladım! Acaba şehitlikleri gezme sırasında, tekrar abdest almak imkânımız olacak mı? Eğer bunu temin edecek şekilde bir program yaparsanız, çok memnun olurum.” Ben, Remzi Dede’ye, hiç merak etmemesini, namaz için durduğumuz yerlerde mutlaka abdest imkânı da olacağını söyledim. Meğer ben, o mübarek adamı anlayamamışım. Remzi Dede, tekrar kulağıma eğildi. Munis olduğu kadar, insanın içine de işleyen o tarifsiz sesiyle yavaşça ve tane tane konuştu: “Beyefendi oğlum! Çanakkale’nin mana ve muhtevasını hepimizden daha iyi bilen biri olarak, herhalde bizi, her tarafı şehitlik olan bu mübarek topraklarda abdestsiz gezdirmezsin.” “Şehitlerin konuştuğunu duyar gibiyim” O günden sonra, Remzi Dede’nin dikkatini, bizimle Çanakkale’ye giden herkese hatırlattım. Fakat yıllar geçtikçe, asaletli milletimizin, asker-sivil, aşağı yukarı, hep Remzi Dede gibi düşündüğünü gördüm. Mesela eski Genelkurmay Başkanımız Hilmi Özkök Paşa’nın şu sözleri çok etkilendiğim saf ve samimi duygularındandır: “Ben, ne zaman Çanakkale’ye gitsem, şehitliği gezsem, şehitlerin benimle konuştuklarını duyar gibi olurum.” Daha da önemlisi, Özkök Paşa’nın, bugünümüze ve yarınımıza gerekli bütün millî, manevî ve insanî değerlerin Çanakkale’den alınabileceğini söyleyerek, orada temsil edilen muhteşem değerleri, günümüzün manevî çözülüşlerine en güzel çare olarak sunmasıdır. Hürriyet gazetesinin genel yayın yönetmeni Ertuğrul Özkök de 20 Mart 2007 tarihli yazısında, 18 Mart’ın “Yeni Milli Bayramımız” olarak kabul edilmesi gerektiğini yazdı. Bu çok duygulu ve heyecanlı yazıda özellikle şu satırlar dikkatimi çekti: “Evet, bir Şehitler Günü’nde ilk defa sevindim. Ağlamadım, keyiflendim. Üzülmedim, gururlandım. Anmadım, kutladım. Çünkü Türkiye, bu yıl Şehitler Günü’nü, bugüne kadar hiç görmediğim bir coşkuyla ve bütünlükle kutladı. Görünmeyen bir güç, hepimize çağrı yapmış, çağrıya uyup randevu yerine gitmişiz. Önceki gün bir milattı. Evet, iddia ediyorum. Türkiye Cumhuriyeti tarihinde, Türk milleti tarihinde bir milattı. Türkiye ilk defa, şehitleri için böylesine ortak bir duygu seline dönüştü.” Özkök, daha sonra bütün genel yayın yönetmenlerine, gazete editörlerine, köşe yazarlarına bir çağrıda bulunuyor: “Bundan böyle her yıl 17 ve 18 Mart günü gazete yapacak arkadaşlarımız, eski sayıları çıkarıp baktıkları zaman, o gün yapacakları gazeteyi görecekler.” Ve hiçbir yeniliğe, değişikliğe gerek kalmadan ilelebet hep aynı gazetenin yapılacağını, değişik bir manşete gerek olmadığını duyuruyor. Ve şöyle diyor: “Yemin ediyorum, bu benim yıllardır özlediğim bir şey. Şehidine, gazisine sahip çıkmayan bir ülkenin geleceği yoktur. O ülkenin evlatlarını vatan savunmasına, fedakârlığa çağırmaya hakkı yoktur.” Bu duygular, bizim onlarca yıllık duygularımızdı. Bu bakımdan Sayın Özkök’ün bu yazısını ben de bir milat olarak alıyorum. Ne güzel ve ne heyecan verici, yıllar sonra da olsa, aynı duygularda beraber olmak. Aynı inancın yansıması olan bir heyecanı paylaşmak, ne kadar öze döndürücü, birleştirici ve şevk verici… Evreşe’nin dar yolları Ne zaman Çanakkale’ye doğru yola çıksam, düşünmeden edemem: Bizim, rahat ve hızlı vasıtalarla gelip geçtiğimiz o yolları Mehmetçik nasıl kat etmişti? Ve hemen gözümün önüne, atlar, kağnılar, yayan yapıldak yollara düşmüş Ahmetler, Mehmetler gelir. Keşan’a vardığımızda, “Geldik sayılır, Çanakkale’ye bir şey kalmadı” diyen yiğit zabitlerin sesini duyarım. Evreşe’nin hâlâ dar olan yollarında başlar yürek çarpıntılarımız. Bolayır selamlar bizi sonra tepeden. Namık Kemal hâlâ coşkun gönlüne hakim olamamış gibidir. Süleyman Paşa ise vatan kaygısından hiç kurtulamamış gibi… Artık sağımızda Saros vardır, solumuzda Gelibolu… Düşman Gelibolu’ya gelememiştir ama dillerinde savaşın adı hep Gallipoli’dir. Adeta Gelibolu bir hayal, bir hülya, bir rüya, bir idealdir onlar için. Saros Körfezi ise saldırganın son ümidi… İlerleyemez sahillerinde ama aşırtma ateşlerle vurur Mehmetçiği… Tıpkı o kutsal beldenin ilk kapısı olan Akbaş Şehitliği’nde defalarca yaşandığı gibi… Akbaş’ta kurulan iskele, İstanbul’dan asker getirme ve oraya yaralı götürme için kullanılır. Kızılay bayrakları hiç işe yaramaz da, habire bombalanır medeni İngilizce… Bu sebeple orada yatar, yaralıyken vurulan Mehmetçikler… Siz bir dünya cennetinin içinde döne kıvrıla Eceabat’a gelir, orada da derin bir acıyla medeniyetsiz bir medeniyetin yaptıklarını hatırlarsınız. Zira Eceabat, yaralılarımızla dolu bir hastanenin bombalandığı, kadın, çocuk demeden sivillerin başına ateş yağdırıldığı, minarelerin bile top mermilerine özel hedef olmaktan kurtulamadığı mekânın adıdır. Kaçan düşmana son kurşun Eceabat’tan sonra karşınıza 546 yaşında bir Osmanlı çıkar. Bu muhteşem eser, Fatih Sultan Mehmet’in 1462 yılında yaptırdığı Kilitbahir Kalesi’dir. Nice zelzeleye, nice düşman topuna ve daha da acısı, nice kadir kıymet bilmezliğimize karşı, hâlâ dimdik ayakta karşılar ziyaretçilerini… O hâlâ, denizin kilididir ve görevinin başındadır. Osmanlı şeref ve haysiyetinin, gücü ve alçakgönüllülüğü birleştiren bir bayrağı gibi dalgalanıp durur. Kilitbahir Kalesi’nden sonra, askerimize, topumuza, tüfeğimize barınak ve sığınak olmuş tabyalar başlar. Önce Namazgâh, sonra da Abdülhamid Han’ın yaptırdığı Hamidiye ve Mecidiye… Mecidiye tabyası, Havranlı Seyit Onbaşı’nın Ocean (Okyanus) adlı zırhlıyı vurduğu ve düşmanı 18 Mart’ta durdurduğu mübarek yerdir. Daha sonra Kerevizdere’de şehit olan Mehmetçiklerin yattığı Havuzlar Şehitliği’ne gelinir. Alçıtepe Köyü etekleri ise, binlerce şehit verdiğimiz Kirte Savaşları’nın kahramanlarına makam olmuştur. Alçıtepe’yi geçer geçmez, düşmanın gelebildiği son nokta görünüverir. Kaçan düşmana son kurşunun atıldığı yerde, Son Ok abidesi yapılmıştır. Bu anıttan 2 kilometre ileride, Sargı Yeri Şehitliği vardır. Burası, Çanakkale Savaşları’nın en büyük hastanesidir. Ancak, yokluk tedavi hususunda da bütün boyutlarıyla hüküm sürdüğü için hastanemizin çatısı gökyüzü, odaları ağaç altı idi. Ne var ki, Mehmetçik burada da, Batılı uygarların şerrinden kurtulamamış, denizden atılan top mermileriyle, tedavi edilmeye çalışılan binlerce Mehmet şehit edilmiştir. Seddülbahir Köyü ve kalesi de dipten doruğa şehitler mekânıdır. Kaleye tepeden bakan Yahya Çavuş anıtı, 63 askerimizin 3000 düşmanı sahile mıhladığı yere dikilmiştir. Morto Koyu ise adından anlaşılacağı üzere, denizin kanla kızardığı bir ölüm alanıdır. Bu koyu, tepeden seyreden muhteşem abide ise Çanakkale zaferimizin simgesidir. 57. Alay Şehitliği ise ziyaretçilerinin gözünü yaşartan bir hüznü hep tüttürür. Çünkü bu alayımız bütünüyle şehit olmuştur. Kanlı Sırt ve Bomba Sırtı, adlarıyla konuşurlar. Mehmet Çavuş da mütevazı abidesiyle, Mehmetçiğin ruh portresini gösterir. Arıburnu yarları insanı dehşete düşürür. Conkbayırı’nın hikâyesi de anlatmakla bitmez; destan içinde destandır. Bu muhteşem ve sırlı destanı derinlemesine bilmek isteyenler, “Bir Destandır Çanakkale” ve “Çanakkale’de Şahlananlar” isimli eserlerimize bakabilirler. moral dergisi
__________________
|
|
|
|
|
|
#2 (permalink) |
|
MeLeĞiM BeNiM
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Giriş: Nov 2007
Konum: İzmir/Bornova
Mesaj: 6,098
Tecrübe Puanı: 675
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() |
TeŞekkÜrler ![]()
__________________
[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...][Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]
[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]
|
|
|
|
|
|
#3 (permalink) |
|
Doktor
![]() ![]() ![]() ![]() Giriş: Oct 2007
Konum: Fanide misafir,ebediyyet yolcusu.Ank.
Mesaj: 687
Tecrübe Puanı: 95
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() |
Teşekkürler 'SWORD' abi. Çanakkale ile ilgili yazıları okurken bile dugulanıyorum. İnşaallah birgün gidip görmek de nasip olur.
__________________
Kuvvete dayanmayan adalet aciz, adalete dayanmayan kuvvet zalimdir.
(Blaise Pascal) |
|
|
|
|
|
#5 (permalink) |
|
Profesör
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Giriş: May 2008
Mesaj: 3,205
Tecrübe Puanı: 231
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() |
Allah Razi Olsun Kabİr Zİyaretİ Ederken Mutlaka Abdestlİ Olmak Gerekİyor Kur'an I Kerİm Okunuyor Dualar Edİlİyor Dİkkat Etmelİyİz Abdestlİ Olmaya Rabbİm Nasİp Eder İnŞallah Çanakkale Şehİtlerİnİ Zİyaret Etmeye Bende HİÇ Gİtmedİm Çok İsterİm DoĞrusu...
__________________
|
|
|
|
![]() |
| Şu an bu konuyu görüntüleyen kullanıcı sayısı: 1 (0 üye ve 1 misafir) | |
| Konu Araçları | |
| Görünüm Modları | |
|
|